DAHA KAÇ BAHAR GÖRECEĞİZ? - Tanık GazetesiTanık Gazetesi

3 Ağustos 2021 - 10:54

Selin Sayek Böke, A.Rezzak Oral , Aziz Erbek, Tuğba Terlik

Konuk Yazarlar

DAHA KAÇ BAHAR GÖRECEĞİZ?

DAHA KAÇ BAHAR GÖRECEĞİZ?
Son Güncelleme :

26 Nisan 2018 - 10:23

 olimpiyat

Son yıllarda evlilik terapisine başvuran çiftlerin sayısı sürekli artmakta.

Terapiye başvurular; ilişkinin kopma noktasına geldiği çiftler veya ilişkinin artık anlam ifade etmediği hatta zorladığı kadınlar tarafından yapılmakta.

”Evliliğimizde sorun var”, ”İlişkimizde problem var”diye başvuranların yanında, asıl sorunu örterek; depresyon, psikosomatik şikayetler, ve fobik reaksiyonlarla terapiste başvuranlara da sıklıkla rastlanmakta.

Bazı çiftlerin terapiste başvurma amaçları; ilişkilerini, evliliklerini kurtarmaktır. Hem terapi ortamı, hem de terapist evliliğin bitmesine ya da devam etmesine karar veremez.

Terapi ortamı; İletişimi açık ve net hale sokan, üçüncü bir kişinin (terapist) yardımıyla karşılıklı anlaşılabilir konuşmayı öğreten, kişinin olaylara tek yön olan bakış açısını zenginleştiren, kendinin farkındalığını sağlayan bir ortamdır. Bu ortamdan yeteri derecede faydalanabilmek yinede çiftlerin kendilerine bağlıdır.

Terapinin amacı iletişimi sağlıklı hale getirmektir. Bir ilişkinin sağlıklı şekilde devam etmesi, çiftlerin uzlaşmazlıklarını çözebilme yeteneğine ve isteğine bağlıdır. Çiftler arasında ilişkinin sorun haline geldiği durumlarda şu cümleler sıklıkla kullanılmaya başlamıştır artık.

“Beni sen hiç anlamıyorsun. ”

“Ben kendimi sana anlatamıyorum. ”

“Sen önceden böyle değildin, çok değiştin. ”

“Sen hep böylesin. ”

“Hiç değişmeyeceksin”

“Artık senin bu kadar duyarsız olmana dayanamıyorum”

Çiftlerde ortaya çıkan sorunlar, aslında problem diye görülmeye başladığı zamandan daha önceden de vardır. Fakat yaşam döngüsünün çeşitli devrelerinde(evlilik, çocukların doğumu, çocukların okulu, eşlerin iş-meslek rolleri, geleceği yapılandırma)çiftler belirli amaçlar üzerine odaklaşırlar.

Böylece ilişkinin yürümesini engelleyen “şeyleri” göremez ya da görse de fark etmemeye, fark etse de bir süre sonra bunun değişeceğine kendini inandırmaya çalışır. Fakat bu yaşam döngüsü içinde ani ve büyük değişimler, zorlanmalar, kayıplar ve bu döngünün oturtulmasıyla, kişiler o ana kadar belki de hiç yapmadıkları ya da bazen düşündüğü hatta bazen deneyime geçirdiği “kendinin farkındalığı” üzerine yoğunlaşmaya başlar.

Ben neyim? Ne oluyor? Ne istiyorum gibi kendine yönelik sorular sormaya başlar.

Farkına varmaktan kaçındığı “şeyler” üzerine gidip onları araştırmaya, çözümlemeye çalışır. İlişkinin bileşenleri olan üçlü; komünikasyon-güç-duygu o anda gerçek sorunlar olarak görülmeye başlanır. İlişkide o ana kadar çıkıp da baş edilen sorunlar bir anda üstesinden gelinemez bir hal almaya başlar.

Çatışmalar, aşağılamalar, tehditler. ve “sen” çatışması ortaya çıkar.

İlişkinin tanımını yapacak olursak; özel belirli bir bağlamda kişiler arasında oluşan duygu ve düşünce, davranışlarda şekillenen bir mesaj iletimi, daha da ötesi arzu, istek ve ihtiyaçların cevap bulmasına yönelik bir alışveriştir. İlişkinin olması için iki kişinin olması ne kadar olmazsa olmaz bir kuralsa, ilişkide hangi kontekstin geçerli olduğu konusunda o kadar önemlidir. İlişkinin şekillendirilmesi; belirli bir durum, ortam dâhilinde olmalıdır.

Eşlerden birinin sevgisini ifade etme şekli diğerinde sevgi değil de öfke, kızgınlık şeklinde algılanabilir.

İlişkide önemli olan bir noktada “burada ve şimdi” dir.

Kişiler arası ilişkilerde, kişilerin çevrelerindeki üçüncü ve dördüncü kişiler (anne, kayınvalide, baba, arkadaş) tarafından ilişkiye yandan müdahale yapılacağı gibi, bir profesyonel (terapist) tarafından da terapötik müdahaleler yapılabilir.

Gerçek yaşamda ilişkilerde belirlemeler, tanımlamalar ve yorumlar olduğu müddetçe,müdahaleler her zaman bir şekilde vardır. Fakat bir problem yaşandığında: kişilerin “eylem kapıları yapılanmış” olması veya “sonu gelmeyen oyunlar” söz konusu olduğunda, sistemin dışından bir kişinin müdahalesine gereksinim vardır. Çünkü sistemin devam etmesi için, sistemin kurallarının değişmesi gerekmektedir. Sistemi değiştirmek, o sistem içindeyken olası değildir.

İşte bu durum da terapistlerin ya da danışmanların yapabilecekleri tek davranış sizin karşınızdaki eşinizi fark etmenizi sağlamak, rehberlik yapabilmektir. Hiç bir uzaman yanlı davranışlar gösteremeyeceği gibi devam edin ya da bitirin diyemez. Bütün bunların kararına varacak da tamam ya da devam diyecek de sizlersiniz.

Ayrıca hep tekrarladığım bir durumda insanlar ortalama 30 yaşından sonra ne yaptığını, ne yaşadığını ya da hayattan ne beklediğini fark etmeye başlıyor ve 40-50 arasındaki danışanlara hep sorduğum hatta kendime sıkça sorduğum bir soru; ‘‘Daha kaç Bahar göreceksiniz’’

Evet, daha kaç bahar göreceğiz ve bu anlamsız çekişmelere değecek mi? Anı yaşamak yarını bu kadar hesaba alıp anlamlandırmak bizlere mutluluk yerine koca bir mutsuzluk vermiyor mu?

Dip Not: Biz aile danışmaları sadece danışmanlık görevini yaparız yani Terapiste ya da psikologa gitmenizi tavsiye ederken hayatınıza geçirebileceğiniz farkındalık yaratabilecek destekler de bulunabiliriz…

Lütfen, Terapist olabilmek için önce tıp insanı olunması gerektiğini, psikolojik aile danışmanlığı yapabilmek için psikoloji bölümü mezunu olunması gerektiğini asla unutmayın. Saçma sapan bölümlerden mezun olan ve kısa süreli kurslara gidip ‘‘ben danışmanım, ben terapistim’’ diyenlere itimat etmeyin.Bu işler öyle kolay olmadığı gibi yıllarca konu üzerine eğitim almış insanların emeğini harcatmayın.

Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın, akıl sağlığınızı  korumaya çalışın!

 

 bizeulasin1

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
whatsappl  boslukicin  chpemek
twittan  boslukicin facetan