Eski ve Yeni Türkiye - Tanık GazetesiTanık Gazetesi

8 Mayıs 2021 - 08:11
Mengücek Gazi ÇITIRIK

Adana Barosu eski Başkanı

Mengücek Gazi ÇITIRIK

Eski ve Yeni Türkiye

Makam, mevki, sıfatın hakkını verebiliyorsan, onun getirdiği ağırlığı taşıyabiliyorsan, yükümlülüklerini yerine getirebiliyorsan oturduğun makamın, taşıdığın sıfatın anlamı olacaktır.

Eski ve Yeni Türkiye
Son Güncelleme :

05 Nisan 2021 - 9:12

İki dudağın arasından çıkanın, her şeyi yapabilme yeterliliğine sahip olduğunu söyleyenlerden birisi de maalesef TBMM Başkanı. Bir de hukukçu kimliği var ama o kimliği ve vicdanı bırakalı çok olmuş.

Modern Türkiye’nin tapu senedi Lozan Antlaşmasıdır. Bu antlaşmada çözümü zamana bırakılan konulardan birisi de İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının yönetimiydi. Bunların yönetimi uluslararası bir komisyona verilmiş ve Boğazlar silahsızlandırılmıştı.

1936 Montrö Sözleşmesi ile ülkemiz, Boğazlar üzerinde egemenliğini kuracak, “sözleşme hükümlerini uygulayan ve uygulamaları denetleyen devlet halini alacak, ülkemizin ve Karadeniz’de kıyısı olan devletlerin güvenliği ile Karadeniz’de kıyısı olmayan devletlerin çıkarlarını gözeten, savaş ve barış durumunda savaş ve ticaret gemilerinin geçişini, geçişin zamanını, tonaj ve sayı bakımından getirilen sınırlamalarıyla, 1983 Deniz Hukuku Sözleşmesinde belirlenen kurallara istisna olarak Boğazların statülerinin korunacağına dair düzenleme de dikkate alındığında, Montrö Sözleşmesi ortadan kalkarsa Türkiye’nin bugün Boğazlar’dan geçiş konusunda sahip olduğu yetkilere sahip olamayacağı açıktır.”

İşte böylesine önem taşıyan bir konuda, ayaküstü beyanatlarla, konuyu sıradanlaştırarak, “Gerekirse cumhurbaşkanının beyanıyla Montrö’den de çıkılabilir” sözleri TBMM Başkanına yakışmamıştır. Makamının ağırlığını ve önemini bilmeyen, iki dudağın arasına varlığını teslim eden zihniyetten başka bir şey de beklemiyoruz.

Yüz yıla yakın cumhuriyet döneminin, uzun yılları sıkıyönetim, olağanüstü hal, darbe, ara rejimlerle geçmiştir. Tüm darbeleri, ara rejimleri kınıyorum, protesto ediyorum.

Darbelerin zihniyet ve uygulamalarıyla hesaplaş- a- mayan bir ülkeyiz. Yani yapanın yanına kar kaldığı bir ülkedir Türkiye.

Darbelerle hesaplaşan ülkelerin yurttaşlarının yaşam ve ülkelerinin demokratik standartlarını yükselttikleri bilinen bir gerçekliktir. Darbelere karşı duruş sergilemek yerine, onlarla omuz omuza yürüyenlerin, darbecilerin sağladığı ortamda büyüyenlerin, semirenlerin kimler olduğunu biliyoruz.

Ülkeyi bir darbe girişimiyle karşı karşıya kimlerin bıraktığını, darbeyi yapanlara “Ne istediniz de yapmadık?” diyenleri, “Gel artık okyanus ötesinden, özledik , bitsin bu hasret ! “ diyenleri unutmadık.

Demokrasi, temel hak ve özgürlükler, insan hakları konularında siyasi iktidarın karnesinin ne kadar kötü olduğunu, yaşayarak görmekteyiz. Tüm bu olumsuz tabloya karşın, demokrasi talebimizden vazgeçmiyoruz. Ülkeyi özgür olmayan, totaliter rejimle yöneten, yoksulluğun, açlığın, işsizliğin, adaletsizliğin, usulsüzlük ve yolsuzluğun nedeni olan bu siyasi iktidardan, zamanında ya da zamanından önce yapılacak genel seçimle kurtulacağız.

Demokrasinin işletilmesi dışındaki hiçbir çözüm ve yöntemin yanında olmam, olmadım ve olmayız da. Seçimle gelenler, seçimle gideceklerdir.

103 emekli askerin, kamuoyu ile paylaştıkları bildirgeyi okudum. Bildirge üzerine,  gerek iç gerekse dış politikada tükenmiş, inandırıcılığını yitirmiş, sıkışmış siyasi iktidarın açıklamaları, mal bulmuş mağribi durumunu hatırlatmaktadır.

Bildirgenin hiçbir yerinde demokrasiyi ortadan kaldırma, yönetime müdahale anlamını içeren söz ve cümleye rastlamadım. Zaten muhtıra, ara rejim ve darbelerin amasız, fakatsız karşısındayım.

Ülkede demokrasi, temel hak ve özgürlükler askıya alınırken, işkence tezgahları, idam sehpaları kurulurken, her türlü örgütlenme özgürlüğüne darbe vurulurken izleyenlerin, kendilerine göre çıkarım yaparak, cımbızlayarak darbe çağırıcılığı yapıldı iddiasını komik buluyorum.

Siyasi iktidarın mensup ve yandaşlarının, demokrasi havariliğine soyunan açıklamalarını samimi bulmuyorum, inanmıyorum. Toplumla, kanaat önderleriyle, demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilerle iletişimi kesmiş, diyaloğu kalmamış, istişare etmeyi, düzeyli tartışmayı, fikir almayı unutmuş siyasi iktidar, Montrö Sözleşmesi ve Deniz Kuvvetlerindeki tarikat / cemaat iddialarına ilişkin bildirgeyle kendilerini ifade etmeye çalışan, emekli olmuş, konularla ilgili duyarlılığını yitirmemiş insanlardan darbeci çıkarmaya çalışmak, havanda su dövmektir.

Bu açıklamayı eski Türkiye ile özdeşleştirenlerin, yeni Türkiye ‘deki uygulamalarını, ülkenin demokrasi standartlarını(!), hukukun üstünlüğünü (!), temel hak ve özgürlükleri (!) ne hale getirdiklerini görüyoruz, yaşıyoruz. Hatta onların söylemiyle diyelim “19 yıl hazırlık dönemiydi. Asıl şimdi başlıyoruz.”

Açıklamayı yapan emekli amiraller, bu demokrasi havarilerine, demokrasi için bedel ödemeyenlere keşke bu fırsatı vermeselerdi.

Vefalı(!) arkadaşları Milli Savunma Bakanından, TBMM Başkanından, Dışişleri Bakanından bir randevu talep etselerdi. Montrö Sözleşmesi, tarikat-cemaat konusuna dair duyarlılıklarını ve görüşlerini bildiriyle değil, yine de unutturulmuş diyalog yoluyla açıklamış olsalardı.

Ülke tarihi darbe ve darbe kalıntılarıyla dolu olduğu için, muhtırayla, e-muhtırayla, post-modern darbe örneklerini yine hatıra getirdikleri için yanlış yapmışlardır.

Ülke gündemi bellidir. Pandemi, adaletsizlik, yoksulluk, eşitsizlik, işsizlik, açlık, yolsuzluk, usulsüzlük, kaybolan 128 milyar dolardır.

Saygılarımla

Av. Mengücek Gazi Çıtırık

 bizeulasin1

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
whatsappl  chpemek
twittan facetan