“Gidenler... Kalanlar...” - Tanık GazetesiTanık Gazetesi

3 Mart 2021 - 02:20
Mengücek Gazi ÇITIRIK

Adana Barosu eski Başkanı

Mengücek Gazi ÇITIRIK

“Gidenler… Kalanlar…”

Yeni bir gün başlıyor ama içinde umudu, sevinci barındırmıyor.

“Gidenler… Kalanlar…”
Son Güncelleme :

30 Ocak 2021 - 13:15

 sayfadalogoil

Pandeminin başladığı günlerden, bugüne gelindiğinde hasta sayısı, vakıa sayısı, ölümler, virüsten korunma tedbirleri, dağıtılamayan maskeler, yurttaşına yardım yapmak yerine yurttaşından yardıma muhtaç haline gelmiş siyasi iktidarın uygulamaları, açıklık, şeffaflık, doğru bilgilendirme yerine, gizlilik, kapalılık ve yanlış aktarımlar, süreci yönetememe, dünyadaki aşı çalışmaları, aşı üretimi ve pazarlanması, ülkemizi yönetenlerin her konuda olduğu gibi, aşı konusunda da geç kalması, gerekli girişimleri zamanında yapamaması, yoksulluğun, gelir dağılımındaki adaletsizliğin, işsizliğin pandemiyle birlikte daha da artması, ağır yaşam koşulları altında inim inim inleyen milyonlar, çaresizliğin, yoksunluğun, ümitsizliğin alın yazısı olarak kabul gördüğü, yaşama sevincinin yitirildiği, her doğan günün bir dert olarak kabul edildiği, ölümün sıradanlaştığı, belirsizliklerin belirleyici olduğu günleri yaşıyoruz.

Böylesi ağır bir tablo içinde tükenmiş, inandırıcılığını, meşruiyetini yitirmiş siyasi iktidarın, yurttaşının sağlığı, eğitimi, geçim, çalışma koşullarını düzeltmek yerine, kendi iktidarını sürdürebilmenin yollarını aradığı, yapay gündemlerle yurttaşın yoksulluk, işsizlik, çaresizlik sorunlarının perdelenmeye çalışıldığı, siyasi iktidarın dili ve uygulamalarıyla toplumu daha da böldüğü, insanları kamplaştırdığı, ötekileştirdiği, siyaset dilinin bu niteliğinin toplumdaki şiddet olaylarının artmasına da neden olduğu, siyasi iktidarın AKP kanadının üzerlerinden çıkarttıklarını ve bağlarını kestiklerini söyledikleri “ Milli Görüş “ gömleğini yeniden giyebileceklerini, iktidarlarının sürmesi için her yolu mübah saydıkları, Millet İttifakını ya da muhalefet partileri arasındaki birlikteliği parçalayabilecek her adımı destekledikleri bir dönemin içinden geçmekteyiz.

Her ne kadar siyasi iktidarı oluşturan partiler 2023’den önce seçimlere gidilmeyeceğini söyleseler de ülkenin içinden geçtiği ağır buhran sürecine dayanamayacakları ortada. Üretimin, yatırımın olmadığı, yeni istihdam alanlarının açılamadığı , planların da kapandığı ,yabancı yatırımcıdan girişin olmadığı, ihracat/ithalat makasının iyice açıldığı bir dönemdeyiz.

Ekonomik veriler böylesine olumsuz iken, sağlıkta, eğitimde, yargıda da hiç iç açıcı bir tablonun olmadığını gözlemliyoruz. Böylesi bir dönemde muhalefet partilerinin sahaya indiklerini, toplumsal kesimlerle bağlarını geliştirdiklerini, yurttaşa daha çok dokunduklarını, yerinde yurttaşı dinlediklerini, aralarındaki asgari müşterekleri daha da çoğaltabilmenin yollarını aradıklarını gözlemliyoruz.

Ağır buhran döneminden geçerken, bir süredir partinin izlediği siyaset anlayışından, parti içi demokrasinin işletilmemesi , ötekileştirme gibi sorunlardan rahatsızlıklarını dile getiren, bunu parti yönetimi ve milletvekilleriyle paylaşan, Grup Başkan Vekili Sayın Özgür Özel ve Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu ile görüşen ancak sonuç alamadıklarını bildiren üç milletvekilinin, CHP’den istifa ettiğine dair haber kamuoyu gündemine oturdu.

İstifalar ile ilgili çeşitli yorumların yapılması doğal, olmazsa zaten bir hata vardır. Ancak yorumların, siyah – beyaz ağırlıklı olduğu, gri bölgelerin ise çok az olduğunu, istifa edenlerin kendilerine oy veren seçmene ve aday gösteren CHP’ye ihanet ettiklerini, kişisel ikbal peşinde koştuklarını, istifalarının bir öneminin olmadığını, partinin iktidara kilitlendiğini, bu gelişmelerin doğru yoldan çevirtemeyeceğini, bunu “Saray Operasyonu” olarak niteleyenlerin çoğunlukta olduğunu medyaya yansıyan haberlerden okumaktayız.

İstifa nedenlerini, bu nedenlerdeki haklılık paylarını, parti yönetimi ve milletvekillerine gönderilen mektubun içeriğini, istifa edenlerin kişisel ikbal peşinde olup olmadıklarını, bu gelişmelerde “ Saray’ın” rolünün bulunup bulunmadığını, CHP’nin kurucu değerlerden, tüzük ve programından sapma gösterip göstermediğini, parti içi demokrasi sorununu, milletvekillerinin yalnızlaştığı, kendilerini ifade edemeyecek ya da bu ortamdan yoksun olduklarına dair konuları iyi incelemek, bunların yanıtlarını aramak sağlıklı bir değerlendirme için zorunluluk olduğu düşüncesindeyim.

16 Nisan 2017 referandumuyla ülkemizde rejimin değiştiğini, kuvvetler ayrılığından kuvvetler birliğine dönüşümün yapıldığını, tek adamın her konuda belirleyici olduğunu, anayasada yapılan değişikliklerin ve bu sistemin sadece ülkemize özgü olduğu, dünyada başka bir örneğinin olmadığını, iki yıllık süre içinde bu sistemin iflas ettiğini, ülkenin ağırlaşan ve çözülemez hale gelen sorunlarının kaynağında bu yönetim anlayışının neden olduğu hepimiz tarafından bilinen bir gerçeklik.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak adlandırılan bu rejimin seçimde, yüzde elli + 1 oy ile seçimi kazanıyorsunuz. Kaderin garip bir cilvesi olarak tek başına kazanıp, iktidara geldikleri günlerde ülkenin “koalisyonla” yönetildiği günleri kınayan, karalayan AKP ‘nin, şimdi ise iktidarını sürdürebilmek için her türlü girişimin içinde olduğunu, bir oyun önemini, Millet İttifakının dağıtılması, tabanını genişletmemesi için elinden gelen her şeyi yaptığı ortada.

Böylesi bir dönemde siyasi iktidarın zihniyet ve uygulamalarından ülkeyi kurtarmak, muhalefetin önceliği. Bunun için de muhalefet partileri arasında görüşmeler, güçlendirilmiş parlamenter rejimin kurulabilmesi için yapılması gerekenler, muhalefet tabanını genişletme yollarındaki arayışlar devam etmektedir.

İşte böylesi bir dönemde ayrılmalar, yeni parti oluşumları kimin lehinedir? Yeni parti girişimleri ülkedeki muhalefetin yetersizliği, sorunlara çözüm getirmemesinden mi kaynaklanmaktadır? Yoksa içinde siyaset yapılan partide yer bulamamaktan, dikkate alınmamaktan ve kişisel hesaplardan mu kaynaklanmaktadır? Bu soruların yanıtlarının bulunması, önem taşımaktadır.

Parti içi demokrasi sorunu, ülkemizin demokrasi sorunundan ayrı olarak düşünülemeyecek ve çözüm bulunması gereken öncelikli sorunlar arasında yer almaktadır. Ülkeyi hukukun üstünlüğü, anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı, standartları yükselmiş demokratik bir düzende yönetmek isteyen siyasi partiler, öncelikle parti içinde bu sorunu çözerek, ülkeyi yönetmeye talip olmaları gerekmektedir.

Ülke mevzuatını “Torba Yasa” uygulamasıyla allak bullak eden siyasi iktidarın, dokunmadığı yasalar içinde Siyasi Partiler Yasası önde gelmektedir. Siyasi partileri, genel başkanlar ve yanlarındaki profesyonel bir kadronun belirleyiciliğinden çıkartacak, katılımcılığı artıracak, bir siyasi partide üye olmanın, delege olmanın anlamını pekiştirecek değişiklikler, Siyasi Partiler Yasasında ve parti tüzüklerinde yapılmamaktadır.

Ülkedeki yüzde onluk genel barajdan yakınan, bunun ülke demokrasisinin gelişimine engel olduğunu dile getiren CHP ‘nin tüzüğünde ilçe, il başkanlıkları ve genel başkanlık adaylıklarında yüzde onluk imza şartı, parti içi demokrasinin işletilmesindeki engellerden birini oluşturmaya devam etmektedir.

Geçen yıl yapılan ilçe ve il kongrelerinde, katılımcılığın önünü açmak yerine, “ tek listeli seçimsizlik” anlayışı hakim kılınmıştır. Milletvekilliği ve belediye başkanlarının belirlemesi süreçlerinde, hakim denetiminde önseçim ya da örgüt denetiminde önseçim kurumları çalıştırılmamaktadır. Bu sorunlar tüm siyasi partilerde bulunmaktaysa da CHP’nin gelenekleri, geçmişi ve uygulamaları dikkate alındığında daha ön plana çıkan sorunlar olarak yerini almaktadır.

Eşi Başak Demirtaş üzerinden çok sayıda gazeteciye gönderdiği mektupla ulaşan, kumpaslarla özgürlüğü elinden alınan Demirtaş “Türkiye bugün bu haldeyse her siyasi aktörün kendi ölçüsünde sorumluluğu var, buna muhalefet de dahil. Barışı sağlayamadık, demokrasi getiremedik, ekonomi çöktü, toplum ağır bedeller ödüyor. Başarılı olsaydık bunların hiçbiri yaşanmayacaktı” şeklinde özeleştiri yapma samimiyetini göstermektedir.

Acaba CHP’yi uzun süreden beri yöneten kadrolar, özeleştiri kurumunu çalıştırabilmişler midir? İstifayla ilgili yazıma devam edeceğim. Bitirirken, sayın Baykal’ın genel başkanlığı döneminde, kamuoyunun tanındığı, partiye emek vermiş çeşitli isimler istifa ettiklerinde “İçimizdeki safraları attık” diyenler olmuştu.

Hepsini hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar olduğu düşüncesindeyim.

Sağlık diliyorum, saygılarımla.

Av. Mengücek Gazi Çıtırık

 bizeulasin1

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
whatsappl
twittan

takipçi satın al instagram takipçi satın al twitter takipçi satın al tiktok takipçi satın al youtube abone satın al facebook takipçi satın al twitch takipçi satın al