Kutlarız, Ağlanacak Halimizi - Tanık GazetesiTanık Gazetesi

7 Mayıs 2021 - 01:30

Kutlarız, Ağlanacak Halimizi

Kutlarız, Ağlanacak Halimizi
Son Güncelleme :

24 Temmuz 2015 - 23:17

24 Temmuz 1908 tarihinin “Basında Sansürün Kaldırıldığı Yıl”. II. Meşrutiyet sonucu 1908’de Anayasa’nın yeniden yürürlüğe girmesi sonrasında gazetelerin, gazeteciler tarafından sansür memurlarına verilmeden çıkarılmaya başlandığı gün.
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), her yıl Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi yayınlıyor. Liste 87 kritere göre yapılıyor. İçinde bağımsızlıktan çalışma koşullarına, oto sansürden, yasal güvencelere, kurumsal saydamlıktan üretim altyapısına kadar farklı kriterler bulunuyor.

Ülkeler 0 ile 100 arasında puanlanıyor. 0-15 puan arası ülkelerde Basın Özgürlüğü iyi olan ülkeler yer alırken, 15-25 arası puan tatmin edici, 25-35 dikkate alınması gereken sorunlu ülkeleri, 25-55 kötü ve zor koşulları, 55-100 arası ise çok ciddi sorunlu ülkeleri ifade ediyor. Bu araştırma 2015 yılında 180 ülkeyi karşılaştırdı ve Türkiye tarihinin en kötü skorunu alarak 149.sırada yer aldı.

Finlandiya, Norveç, Danimarka, Hollanda, İsveç basın özgürlüğünün üst düzeyde olduğu ülkelerin başında geliyor. 15 Puanın altında özgür basın listesinde genellikle Avrupa ülkeleri yer alırken Jamaika, Kosta Rika, Namibya gibi ülkemeyiz insanına uzak ülkeler bu listede dikkati çekiyor. Basının özgür olmadığı ülkeler listesinde yer alan Türkiye’nin en önemli özelliği son beş yılda Tayland ve Ekvator’dan sonra basın özgürlüğünde en hızlı gerileyen ülke olması. En kötü durumda olan ülkeler ise İran, Sudan, Vietnam, Çin, Suriye, Türkmenistan, Kuzey Kore ve Eritre.

Türkiye’nin bu duruma düşülmesinin sorumlusu kim veya kimler. Tüm raporlar kişi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a işaret ediyor. Daha sonrada basına sistematik şekilde baskı uygulandığı vurgulanıyor. İktidarı eleştirmek en büyük gazetecilik suçu olarak görülüyor. İktidarı eleştiren bir yazı yazmak, hatta sosyal medya mesajı paylaşmak gazeteciler için kovulma gerekçesi oluşturabiliyor. İktidarı eleştirme cesareti gösteren gazeteciler iktidar tarafından patronları üzerinde baskı oluşturularak işten çıkarılıyor. Cumhurbaşkanı sıklıkla gazetecileri tehdit edebiliyor, soru sorulmasına bile tahammül göstermeyerek azarlayabiliyor. Sık sık sosyal medya getirilen kapatma veya yayın yasakları açık toplumla bağdaşmayan uygulamalar olarak sıradan hale geldi. Gazeteciler için cezaevleri alışıldık, bilindik ve bir gün yollarının düşme olasılığının yüksek olduğu mekânlar halini aldı. Hoşgörüsüzlüğün bir başka örneği ise Cumhurbaşkanı’nın bugüne kadar ki Türkiye siyasi yaşamına gelmiş geçmiş tüm siyasi liderlerden daha fazla dava açma rekoru kırması oldu. Medya temsilcileri ve patronlarının aranarak emir verilmesi, beğenilmeyen konularda müdahil olunmasının istenmesi, iktidara hizmet etmeyen kişi ve grupların baskı altına alınması sonucunda Türkiye’de havuz medyası denilen yazılı ve görsel basında meslek icrasından çok iktidara hizmet fonksiyonunu yerine getiren bir medya oluşturuldu. Yüzlerce gazeteci işinden kovuldu.

Bu manzara sonucunda Basın Özgürlüğü endeksinde Filistin, Filipinler, Ethopya, Ürdün, Myanmar, Burundi, Bangladeş gibi ülkelerin bile gerisine düşmüş Türkiye manzarası ile karşılaştık.

1908 Yılında Meşrutiyet ilan edildiği gece gazete baskılarını önceden görmek isteyen sansür memurları İkdam ve Sabah gazetesine gittiklerinde İkdam gazetesinin sahibi Ahmet Cevdet ile Sabah Gazetesi sahibi Mihran Efendi “gazeteler hürdür, sansür yasaktır” diye memurları geri çevirmişti.

2015 Yılında Türkiye, “gazeteler hürdür, sansür yasaktır” diyebilecek medya sahiplerinin olmamasını basının temel misyonu olan bilgi ve haber verme özgürlüğünden yoksun kalarak ödüyor.

Medyanın gücünün güçlerin medyasına dönüştüğü dönemimizde güçlü olanlar “ Plitzer’in “ Önlerine sözün özünü koyun ki okusunlar, anlaşılır biçimde koyun ki takdir etsinler, canlı biçimde koyun ki hatırlayabilsinler ve hepsinden önemlisi doğru olarak koyun ki ışığını takip etsinler” sözündeki toplumun bilgiye erişimini, analizini, hafızasını, doğru karar vermesini ve aydınlanmasını engellemektedir.

10 Ocak ‘da onca işsiz ve kovulan gazeteciye rağmen alanlarda “Çalışan Gazeteciler Günü” kutlanıyor. Basın özgürlüğü olmayan ülkeler arasında olunmasına rağmen 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü kutlanıyor. Özgürce yazamayan, yazınca kovulan, yazmadan otosansüre, yazınca iktidar sansürüne uğrayan gazetecilerin varlığına rağmen 24 Temmuz ‘da “Gazeteciler ve Basın Bayramı” ve sansürün kaldırılışı kutlanıyor.
Keşke evrensel standartlarda basın hak ve özgürlükleri olsa da bu bayramların hiç birini kutlamasaydık.
Bu duruma ne denebilir?
Kutlarız, ağlanacak halimizi.

 bizeulasin1

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
whatsappl  chpemek
twittan facetan